TAPINAKÇI FELSEFE, MASONİK EYLEM

 


Tapınakçılar, mason locaları güçlenip etkin bir hale gelinceye kadar, yani 18. yüzyıla değin geçen üç yüzyıl boyunca Kilise karşıtı akımları örgütlemeye ve yoğun ticari faaliyetlere odaklanmışlardır. Portekiz'de doruğa ulaşan sömürgecilik faaliyetleri, "East and West India" adında dev sömürge şirketlerinin doğmasına yol açmış; bu şirketlerin bünyesinde kurulan borsalar, büyük bir gelir kaynağı haline gelmiştir. Portekiz, İngiltere ve İspanya'nın ardından, Hollanda, Fransa, İtalya, Almanya gibi ülkeler de sömürgeciliğe girişmiş, Avrupa'nın kapitalist yapısı belirmeye başlamıştır.


Aynı dönemde, Tapınakçıların bankerlik işlemleri, Yahudi tefecilerin de ortaklığıyla kurumsal bankacılık faaliyetlerine dönüşmeye başlamıştır. Hollanda ve İngiltere, finansal faaliyetin merkezi haline gelmiştir. Tapınakçılar hem zengin birer tüccar ve bankacı, hem kraliyet çevrelerinde etkin birer soylu, hem de yerel localarda halkın nabzını tutan birer politikacı olmuşlardır. Uzun yıllar süren din savaşları sonucunda Hıristiyan dünyası parçalanmış ve Katolik Kilisesi'nin mutlak hakimiyeti sona ermiştir. Kilise özellikle Protestanlık akımının etkili olduğu Kuzey ülkelerinde kontrolü kaybetmiş ve halkın tepkisini çeken bir kurum haline gelmiştir. Bu ülkeler, sahip oldukları yeni mezhepsel anlayış sebebiyle, daha önce Kilise tarafından yasaklanan, din ahlakına uygun olmayan kapitalist-materyalist felsefenin yerleştirilmesinde öncelik kazanmışlardır. Özellikle faizin serbest bırakılması bu faaliyetlerde tetikleyici bir unsur olmuştur.



Siyasi ve sosyal alanlarda olduğu gibi, biyoloji, tıp, mühendislik başta olmak üzere temel bilim dallarına da yönelenTapınakçı-mason örgütlenmesi, bu alanda kontrolü ele geçirmek için büyük çaba sarf etmiş ve çarpık materyalist yorumlarla bilimi sözde din karşıtı bir çerçeveye sokmaya çalışmıştır.
Avrupa'da, Galile örneğiyle sembolleşen, "Kilise, dolayısıyla din bilime karşıdır" yanılgısı yerleşik bir hale gelmiş ve sanki bilim dinsizlerin alanıdır gibi bir anlayış ortaya çıkmıştır. Bu yanlış görüş sonraki yüzyıllarda daha da yaygın bir hale gelerek, materyalist akımlar tarafından sıkça kullanılmıştır.
Resimde Galile görüşlerini açıklarken görülüyor.

Tapınakçıların kendi sapkın felsefelerini rahatça empoze edebildikleri bu müsait koşullar, din karşıtı akımların güçlenmesine neden olmuştur. Bu kapitalist zihniyetle birlikte insanların büyük çoğunluğunun yaşam şekilleri ve dünyaya bakış açıları da değişmiştir. Kilise kurumları belirli Tapınakçı-masonik çevreler tarafından yıpratılmaya çalışılmış, sürekli propagandayla halkın ahirette hesap vereceklerini düşünerek değil, yalnızca bu dünya için çalışmaları telkin edilmiştir. Böylece insanlar sorumsuzca davranmaya, yalnızca kendilerini düşünmeye şefkat, merhamet ve yardımlaşmaya gerek olmadığına inanmaya yönlendirilmişlerdir. Aynı karanlık çevrelere mensup edebiyatçılar, filozoflar, politikacılar bu anlayışı yoğun bir şekilde desteklemişlerdir.


Localarda üretilen din ahlakına düşman felsefeler kısa sürede politik slogan haline geliyor ve Fransız Devrimi gibi büyük olayları ateşleyebiliyordu. Bütün bu faaliyetlerin ortak teması olarak insanlar din ahlakından uzaklaşmaya, dünyevi bir hayat yaşamaya davet ediliyordu. Oysa bu son derece tehlikeli bir durumdu. İnsanların din ahlakından uzaklaştırılmasının ne kadar büyük bir tehlike olduğu ise, zaman içinde yaşanan gelişmelerle daha da iyi anlaşılacaktı.



Mason localarında kurulan ve ülkemizin başına büyük belalar açan İttihat ve Terakki Cemiyeti de aynı ideallerle yola çıkmış ve Tapınakçı-masonik felsefeyi ülkemizde yerleştirmek için her türlü yönteme başvurmuştur.

Önceki bölümlerde de belirttiğimiz gibi Tapınakçılar, büyü, tılsım gibi yöntemleri güç elde etmekte bir araç olarak görmüşlerdi. Onlar da dönemin ilkel inançlarına uygun olarak, zenginliğin bu yoldan kolayca elde edilebileceğine inanmışlardı. Ancak uzun yıllar süren simyacılık, büyücülük çalışmaları onlara istedikleri gücü vermemişti. Oysa sanayi devrimi ve gelişen teknolojinin getirdiği değişiklikle, büyünün ve sihrin yerini artık bilim ve teknoloji almıştı. Tapınakçılar da, kısa zamanda bu değişime ayak uydurmuş ve kendi ideolojik amaçları için simya, tılsım gibi modası geçmiş yöntemlerin yerine bilimi kullanmaya başlamışlardır. Siyasi ve sosyal alanlarda olduğu gibi, biyoloji, tıp, mühendislik başta olmak üzere temel bilim dallarına da yönelen Tapınakçı-mason örgütlenmesi, bu alanda kontrolü ele geçirmek için büyük çaba sarf etmiş ve çarpık materyalist yorumlarla bilimi sözde din karşıtı bir çerçeveye sokmaya çalışmıştır.


Geçtiğimiz yüzyıllardaki materyalist ve evrimci hayat görüşlerinin entelektüel alanda yaygın kabul görmesinin perde arkasında Tapınakçı-masonik çevrelerin çok önemli katkıları olmuştur. Bu alandaki başarının önemli sebepleri vardır. İlk sebep, o zamanki Katolik Kilisesi'nin, çeşitli bilim dallarında benimsediği tutucu, dogmatik ve baskıcı tavrın cahil halkta oluşturduğu Kilise karşıtı eğilimdir.


Avrupa'da, Galile örneğiyle sembolleşen, "Kilise, dolayısıyla din bilime karşıdır" yanılgısı yerleşik bir hale gelmiş ve sanki "bilim dinsizlerin alanıdır" gibi gerçek dışı bir anlayış ortaya çıkmıştır. Bu yanlış görüş sonraki yüzyıllarda daha da yaygın bir hale gelerek, materyalist akımların din aleyhinde öne sürdükleri hayali bir iddia haline gelmiştir. İkinci sebep ise localarda Tapınakçı zihniyetiyle yetişmiş din aleyhtarı felsefecilerin, büyük bilim adamları ve düşünürler olarak öne sürülmeleri ve bu kişilerin ortaya attıkları din ahlakına karşı, ateist görüşlerin bilgisiz halka bilimin gösterdiği gerçekler olarak sunulmasıdır. Tüm bu faktörler, biraderlerinin de desteğiyle, bilim dünyasına materyalist düşüncenin hakimiyetini getirmiştir. Bu yöntemle Tapınakçılar din ahlakına karşı mücadelelerinde yeni bir yöntem geliştirmiş ve insanları din ahlakından uzaklaştırmak için bilimi çarpıtma ve bilimsellik adı altında göz boyama taktiklerini kullanmaya başlamışlardır.


Tapınakçılar, zanaatkarların kurduğu yerel operatif loncaları kullanarak, bunları perde arkasındaki ideolojik çalışmaları için birer üs haline getirmişler ve din ahlakına karşı ilk örgütlü faaliyeti bu loncaları paravan yaparak başlatmışlardır. Özellikle Almanya, Belçika, İngiltere gibi ülkelerde Kilise karşıtı akımlara kapsamlı destek sağlamışlardır. Bu kışkırtma hareketleri kısa sürede meyvelerini vermiş ve Reform'u takip eden dönemde bütün Avrupa'yı din savaşları sarmıştır.


Tapınakçılar bu amansız savaşlar döneminde, bir yandan Kilise'nin siyasi ve sosyal statüsüne ağır bir darbe indirerek din birliğini parçalarken, diğer yandan kendi materyalist amaçlarını rahatça hayata geçirebilecekleri bir ortam meydana getirmişlerdir. Bu dönemde yaşanan pek çok olay, halkın din ahlakından hızla uzaklaşmaya başladığı sürecin başlangıcı olmuştur.
Tapınakçıların ikinci büyük eylemi, masonların ne kadar büyük bir etkinliğe ulaştıklarının da göstergesidir. Gelişen sosyal yapı sebebiyle çeşitli iş kolları ön plana çıkınca, bazı doktorlar, hakimler, avukatlar, askerler ve yerel politikacılar mason localarında birarada hareket etmeye başlamışlardı. Artık siyasi gelişmeler mason localarında bu kişiler tarafından yönlendirilir hale gelmişti. Tapınakçı-mason biraderler, işte tam bu aşamada Fransız Devrimi'ni organize etmişlerdir:
1717 yılında operatif mason localarında çalışmakta olan "Kabul Edilmiş Masonlar", 18. yüzyılın dini, siyasi ve fikri ortamında kendilerine tolerans ve fikir hürriyeti temin edecek bir teşekkül kurmayı kararlaştırdılar. Bu teşekkülün adetlerini, işaretlerini, merasimlerini zamanın gizli teşekkülleri olan masonluk, Roskuruva, Tampliye gibi kuruluşlardan; tefekkür sistemini de 17. ve 18. yüzyılda İngiltere'de filizlenmeye ve yayılmaya başlayan hür düşünce fikrinden almışlardır.( Türkiye'de Masonluğun Kuruluşu, Hikmet Murat, Mimar Sinan, yıl 4 (1974), sayı 14, s.25)
Fransız Devrimi, Tapınakçıların hem Fransa kralından aldıkları bir tür intikam, hem de bundan sonra kullanacakları yöntemin bir başlangıcı olmuştur.


Devrimin kısa sürede büyük ve geniş bir etkiyle gerçekleştiğini gören Tapınakçılar, diğer ülkelerde de hızla faaliyete geçmişlerdir. Fransız Devrimi'yle iktidara gelen Tapınakçı-mason zihniyeti, krallıkların parçalanmasında, Kilise'nin zayıflamasında ve materyalist anlayışın yaygınlaşmasında, önce Avrupa'ya ve ardından Balkanlar'a, sonra da Amerika'ya kötü örnek teşkil etmiştir. Devrimler birbirini izlemiş, kısa bir süre sonra Kilise ve Kilise'yi destekleyen kurumlar büyük bir yenilgiye uğramıştır. Tapınakçı masonların Osmanlı İmparatorluğu'na verdikleri zarar da bu dönemde başlamış ve güçlenerek devam etmiştir.
Masonlar, önce Balkanlar'da örgütlenmiş ve bu topraklarda yaşayan halkları Osmanlı'ya karşı kışkırtmışlardır. Çok geçmeden büyük bir çözülme yaşanmış ve Osmanlı Devleti çöküşe geçmiştir. Mason localarında kurulan ve ülkemizin başına büyük belalar açan İttihat ve Terakki Cemiyeti de aynı ideallerle yola çıkmış ve Tapınakçı-masonik felsefeyi ülkemizde yerleştirmek için her türlü yönteme başvurmuştur. Paris'te yayınlanan Le Temps gazetesinin 20 Ağustos 1908 tarihli sayısında, Selanik'teki iki önemli İttihatçı, Refik Bey ve Binbaşı Niyazi ile yapılan röportajda verilen bilgiler, masonluğun bu hareket içindeki etkisini göstermektedir:
Mülakatı yapan gazeteci, İttihad-ı Terakki'nin 1905 ila 1908 tarihleri arasında masonluktan ne kadar yardım gördüğünü ve etkilendiğini sordu. Verilen cevap ilginçtir ve şu şekilde özetlenebilir: Masonluk ve bilhassa İtalyan masonluğu bize manen destek oldu. Selanik'te müteaddit localar faaliyette idi. Hakikatte İtalyan locaları İttihat Terakki'ye yardımcı oldular ve bizleri korudular. Çoğumuz mason olduğumuzdan genelde teşkilatlanmak için localarda toplandık. Üyelerimizi de genelde localardan seçmeye çalışırdık. Localardaki faaliyetlerimizden İstanbul şüphelenmeye başladı ve birkaç hafiye localara sızmayı başardı...( Mimar Sinan Dergisi, Reşat Atabek, Sayı 60, s. 9.)


Büyük önder Atatürk, mason locaları konusunda en isabetli görüşe sahip devlet adamıdır. Cumhuriyet'in kurulmasının ardından, masonların CHP'yi ele geçirmeye çalıştığını fark eden Mustafa Kemal, 1935 yılında locaları kapatmıştır. Ancak locaların kapatılması masonların faaliyetini durdurmamıştır. Ataları Tapınakçılar gibi yeraltına çekilen örgüt, bir zaman sonra Türk siyaseti ve ekonomisinde yeniden kendini belli etmeye ve etkili olmaya başlamıştır. Bu etki günümüze kadar artarak devam etmiş ve son dönemde medyada sıkça gündeme gelerek varlığını bir kez daha kamuoyuna hissettirmiştir.
Bütün bu gerçekler göstermektedir ki, Tapınak Şövalyeleri, tüm dünyada olduğu gibi, Türkiye'de de gizli ve organize bir örgüt halinde faaliyet göstermektedir. Resmi ve gayrı resmi pek çok kurum ve kuruluşun içinde yuvalanmış bu örgütün, üyeleri kendilerini gizleseler bile amaçları ve yöntemleri bellidir. Bu karanlık örgüt mensupları, milli ve manevi değerlerini savunan, vatanını ve milletini sevip koruyan, insanları Allah'a iman etmeye, Kuran ahlakını yaşamaya çağıran samimi Müslümanları her türlü sindirme, kışkırtma, tahrik, iftira ve karalama yöntemini kullanarak ortadan kaldırmayı hedeflemektedir.
Böylelikle, dindar ve milliyetçi Türk ulusunu birbirine kenetleyen ulvi değerleri zayıflatarak milli birlik ve bütünlüğümüzü parçalama amaçlarının ve şeytani emellerinin karşısında önemli bir engel olarak gördükleri Türk Milleti'ni diledikleri gibi yönlendirmek hayalini taşımaktadırlar. Ne var ki, tarih boyunca her dönemde bu tür karanlık oyunlar Müslüman Türk Milleti üzerinde oynanmaya çalışılmış, fakat bu tür girişimler her zaman hüsranla sonuçlanmıştır. Bundan sonra da bu tür şeytani planların, tuzakların, komploların başarıya ulaşması asla mümkün değildir. Çünkü şanlı Türk Milleti bu tür alçakça planları bozacak ve bu planları tasarlayanların aleyhine çevirecek imana, güce ve akla fazlasıyla sahiptir. Özüne ve değerlerine bağlı kaldığı sürece de, ne Tapınakçılar ne masonlar ne de herhangi başka bir şer odağı bu şanlı Milletin evlatlarına asla zarar veremeyecektir!
Vicdan sahibi Türk Milleti masonların ve Tapınakçıların da doğru yola uymaları için her zaman tüm gücüyle gayret edecek, kötülerin birliğini sevgiyle, barışla ve hoşgörüyle ortadan kaldıracaktır. Masonların da, üyesi bulundukları bu kirli ittifakın dünya üzerindeki yıkıcı etkisini fark ettikten sonra aynı düzen içinde kalmak istemeyecekleri açıktır. Onlar da bozgunculuğun yerine sevgi ve hoşgörünün, dejenerasyonun yerine güzel ahlakın hakim olması için çaba gösteren iyilerin ittifakına katılacak, daha iyi bir dünya için çalışacaklardır.