TAPINAKÇI MASON BİRADERLER

 

 


Önceki bölümde söz ettiğimiz Fransa'dan kaçan Tapınakçılar, güvenli sığınak bulma konusunda fazla sıkıntı yaşamamışlardı. Aslında, Fransa hariç bütün Avrupa'da, kimlik değiştirerek faaliyetlerine kaldıkları yerden devam etmişlerdi. Ticari konularda hiçbir zorlukla karşılaşmamış, özellikle dönemin en önemli ticari kurumları olan loncalara sızarak tecrübeleri sayesinde yeni bir güç kaynağı ele geçirmişlerdi.


Şövalyeler, işleri gereği loncalarla zaten uzun yıllar boyunca iç içeydiler. Tarikat, inşaat, ticaret, hayvancılık ve tarımla uğraştığı dönemlerde loncaların kurulmasında ve gelişmesinde önayak olmuştu. Lonca mensupları, aralarındaki iş birliği ve düzenli örgütlenme sayesinde, belirli bir bölgede, belirli bir konuda tekel oluşturuyor, fiyat belirliyor ve üyelerine çeşitli imtiyazlar sağlıyorlardı. Mesela, yün ticareti yapanlar bir lonca oluşturuyor, o bölgenin yünlerini üretiyor ve pazarlıyorlardı. Böylece kısa sürede güçleri artıyor ve daha geniş bir bölgeyi kontrol eden tekel haline geliyorlardı.
Lonca birlikleri, maddi güçleri oranında, faaliyet yürüttükleri kasabanın veya şehrin yönetiminde de yer alıyorlardı. Özellikle 13. yüzyıldan itibaren lonca mensupları toplumda önemli mevkilere yükselmiş, bu birliklere üye olmak, insanlara sosyal statü kazandırmıştı:


Fransa'dan kaçan Şövalyeler, çeşitli loncalar içinde, duvarcı yani mason loncasını kendi amaçlarına daha uygun gördüler.

Lonca, üretim kalitesi, miktarı ve fiyatlar üzerinde tam bir yetkiye sahip bölgesel tekeldir. Ortaçağ'ın son dönemlerinde loncalar, şehirlerde kendi üyeleri için en güçlü ekonomik ve politik mevkileri kazandı. ( "Germany, Federal Republic of."Microsoft® Encarta® Encyclopedia 2001. © 1993-2000 Microsoft Corporation. All rights reserved)


13. yüzyıldan itibaren, Batı Avrupa'da, kasaba veya şehrin en zengin ve en etkili vatandaşlarını bünyesinde toplayan tüccar loncaları, birçok yerel yönetim tarafından resmen tanınmıştı. Daha geniş bölgelerde ise, tüccar loncalar tarafından sıklıkla büyük lonca merkezleri (Guildhall) kurulmaktaydı. Üyelerinin hem şehirlerarası ve denizaşırı hem de yerel bölge ticaretindeki karlarını yönetmeye ve korumaya başlayan loncalar, yiyecek, giyecek ve diğer hammaddelerin dağıtım ve satışını kontrol ediyor, çoğu kez de güçlü tekeller oluşturuyorlardı.( http://www.ancientquest.com/embark/guilds.shtml)
Kaçak Tapınakçılar, ticaret, inşaat, sanayi gibi konularda edindikleri tecrübe ve bilgileriyle, bu birliklere kolayca sızarak üstad zanaatkarlar olarak en üst mevkilere yerleştiler. Loncalar, şövalyelere hem istedikleri korumayı hem de güçlenme imkanı veriyordu. Böylece, Fransa kralının ortadan kaldırmaya çalıştığı örgüt, farklı ülkelerde yerleşik biraderlerle bağlantıyı da koruyarak, yeniden canlanma imkanı buldu.


Bu dönemde şövalyeler, Portekiz'den sonra ilgilerini İngiltere'ye yönelttiler. Bunun çeşitli sebepleri vardı: İlki, tarikatın Fransa'dan sonra en fazla örgütlendiği, en iyi tanıdığı ve en rahat hareket ettiği ülke, İngiltere'ydi. İkincisi, İngiltere'de birçok soyluyla akrabalık bağlarına ve etkili himayedarlara sahiptiler. Üçüncüsü, Fransa'da yaşanan baskı ve infazlar İngiltere'de yaşanmamış, tarikatın suçları örtbas edilmişti. Son olarak, Katolik Kilisesi'nin otoritesini tanımayan İskoçya Kralı Bruce, şövalyelere kapısını açmış ve her konuda onlara destek olmuştu. Şövalyeler de bütün imkanlarıyla Bruce'u desteklemiş ve üç yüzyıl boyunca güven içinde yaşayabilecekleri bir vatana kavuşmuşlardı.

 



York Riti amblemi, Şövalyeler, masonluğun York Ritiyle birleşmişlerdir.

İngiltere'nin Tapınakçı tarihi açısından asıl önemi, masonluğa geçişin bu ülkede başlamasıdır:
"Tapınakçı banka sistemi, Rönesans boyunca geliştirilen bankacılık sisteminin temeli olmuştur. Ortadan kaldırıldıktan sonra yeniden dinsel bir kurum olarak ortaya çıkmayan şövalyeler, masonluğun York Ritiyle birleşmişlerdir. (Military Religious Orders."Microsoft® Encarta® Encyclopedia 2001. © 1993-2000 Microsoft Corporation. All rights reserved)


Daha önce de anlattığımız gibi, şövalyelerin dünya hakimiyetini ele geçirmekte önem verdikleri iki konu vardır: Birincisi, her türlü yöntemle maddi güce ulaşmaktır; çünkü maddi güç, beraberinde hakimiyeti de getirmektedir. Bir o kadar önemli ikinci konu ise, tarikata yeni üyeler bulup sapkın düşüncelerini yaygınlaştırmaktır. Ticari alandaki yatırımlarını ve tecrübelerini arkalarına alan şövalyeler, Kilise güvencesiyle kurdukları tarikat merkezlerine kolayca yeni üyeler bulup bunları istedikleri gibi yönlendirebiliyorlardı. Bu imkanlar ortadan kalkınca, Tapınakçılar yeni üye kaynakları bulma çabasına girdiler. İşte bu aşamada, lonca teşkilatı, tarikata istediği imkanları sunan bir kaynak olarak benimsendi.

 



Şövalyelerin Kutsal Topraklarda öğrendikleri ezoterik inançlar, eski Mısır gizemciliği, Pisagorculuk ve Yahudi mistisizminin kaynağı Kabala öğretisinden türemişti. Bu batıl inanışa göre, çeşitli sayıların, geometrik şekillerin, sembollerin ve tılsımların doğaüstü güçleri kontrol etme özelliği vardı.

 

 

Şövalyeler, çeşitli loncalar içinde, duvarcı yani mason loncasını kendi amaçlarına daha uygun gördüler. Bunun çeşitli sebepleri varsa da en önemlisi, şövalyelerin Kutsal Topraklarda öğrendikleri ezoterik inançlardı. Eski Mısır gizemciliği, Pisagorculuk ve Yahudi mistisizminin kaynağı Kabala öğretisinden türeyen batıl inanışlara göre, çeşitli sayıların, geometrik şekillerin, sembollerin ve tılsımların doğaüstü güçleri kontrol etme özelliği vardı. Ve hatta bu formüllerin, Hiram Usta ve çok sayıda duvarcı tarafından Süleyman Mabedi'nde kullanıldığına da inanıyorlardı.
Nitekim şövalyeler de, Kutsal Topraklarda öğrendikleri bu bilgilere dayanarak, başta Tomar Kalesi olmak üzere inşa ettikleri şatolarda gizemli geometrik formları, sayısal formülleri ve sembolleri kullanmış, böylece karanlık güçlerin, dünya hakimiyetini kurmakta kendilerine yardım edecekleri gibi batıl bir düşünceye inanmışlardır. İşte bütün bu birikim, tarikatın mason loncalarına yönelmesine yol açmıştır. Bu süreç masonların kendi tarihi kaynaklarında şu şekilde anlatılmaktadır:

 

 

 

 

 



Tapınakçılar Paris'te, Londra'da ve birçok Avrupa şehirlerinde

Bizans stili kiliseler inşa etmeye başladılar. Buralara şövalyelerin "Commanderie"leri yerleşti. Bunlar hürmasonların özünü teşkil etti.

İşte, bizim Tapınak Şövalyeleri kendi tarikatlarında sahip oldukları ruhani ve bedeni hürriyetten istifade ederek, celb'ettikleri bilumum mason ve inşaat işçilerine bu gibi bir hürriyeti vermeyi taahhüt etmekteydiler. Yegane şart, bunların mesleki bir imtihandan geçmesi ve kabul olunmasıydı. Ayrıca, bunlar, mesleklerine ve üstadlarına sadık kalacaklarına dair bir yeminle bağlanmaktaydılar. Kudüs Kırallığında masonların hür olarak çalışabileceklerine dair haber bütün Avrupa'da yayılınca, mukaddes topraklara doğru büyük bir akın başladı. Oraya yerleşenlerin aileleri çoğaldı. Ölenlerin cesetleri de şövalyelerinkilerle yan yana toprağa verildi. Günlük hayatlarını da şövalyelerin yanında sürdüren masonlar, mesleki ve felsefi tekrislerini de bunlardan aldı. İkinci Haçlı Seferi sona erince, birçok Avrupalı memleketlerine iade olundu. Tapınakçılar, Kudüs'teki tesislerini muhafaza etmekle beraber, Avrupa'ya da yerleştiler ve Paris'te, Londra'da, Segovia'da ve birçok Avrupa şehirlerinde Bizans stili kiliseler inşa etmeye başladılar. Buralara şövalyelerin "Commanderie" leri yerleşti. Londra'daki mabedin Kommandörü, Kudüs'ten getirttiği masonlara Fleet Street'teki kiliseyi inşa ettirdi ve bunlar Londra'daki hürmasonların nüvesini teşkil etti. Tapınakçıların en mühim tesisi şüphesiz ki Pariste'kiydi. Bu tesis, VI. Louis isimli Fransa kralından ruhi ve bedeni her türlü imtiyazı aldı. Burada çalışan bütün masonlar, hürmason imtiyazına sahipti... Bu arada, Büyük Üstad'ın yakılması sırasında, birçok hürmasonun kendisinin yardımına yetişmek istediği, fakat bunların, silahsız olduklarından, aynı yerde yakıldıkları rivayet olunur. 30-40.000 Tapınak Şövalyesinin ve bunlarla çalışan hürmasonların bundan sonra ne oldukları tam olarak bilinmemektedir. Bunların, himaye ettikleri hürmason localarında gizlendikleri ve Fransa'yı terk edip İngiltere'ye kaçtıkları söylenir. Bunların bir kısmı, İskoçya'da Kilwinning Hürmasonlar Locası'nı kurdu. Bu locanın, İskoçya Locası'nın matrikülünde 0 numara ile kayıtlı olduğu söylenir. Hürmasonluğun perdesi arkasında, Tapınakçı Tarikatı yeniden kuruldu ve İskoçya kıralı Robert Bruce'un himayesine mazhar oldu. Bu himaye Stuart hanedanı tarafından da devam ettirildi. (Mimar Sinan Dergisi, Yenilik Basımevi, İstanbul 1981, sayı:42, s. 43-46)

 



Tapınakçılar, sistemlerini yakından tanıdıkları mason loncalarını ele geçirmede, kendi felsefe, inanç ve ritüellerini loncalara kabul ettirmekte fazla bir zorlukla karşılaşmadılar.

Aynı süreç, mason teşkilatının yayınladığı bir dergide ise şu şekilde anlatılmaktadır:
Bazı Tampliye (Tapınak) Şövalyeleri mason kılığına girer ve masonların arasına karışarak hayatlarını kurtarır. Bazıları, ülke dışına kaçabilmek için masonlara verdikleri 'Laissez Passer'leri kullanır. Bir kısım Tampliye İspanya'ya geçerek, Caltrava, Alcantara, Saint Jacques de I'Epee tarikatlarına katılır, diğer bir kısmı da, Portekiz'e geçip Ordre du Christ örgütüne dönüşür. Başka bir grup, Roma-Germen İmparatorluğu'na geçip Toton Şövalyelerine katılır. Oldukça büyük bir grup Hospitaliyelere iltihak eder. İngiltere'deki Tampliyeler bu olay sırasında önce tutuklanarak sorguya çekilir, ancak hemen serbest bırakılırlar. Hatta bazı ülkelerde haklarında hiçbir işlem yapılmaz.


Tampliyeler, 1804 yılına kadar, yani Bernard-Raymond Fabre Palabrat de Spolete bu tarikatın yeniden büyük üstadı oluncaya kadar, tarih sahnesinden çekilmiş görünür. Bu kişinin 1814'de yaptığı tesadüfi keşif çok ilginçtir. Spolete, 1814 yılında Paris'te, Seine nehri kıyısındaki sahafların tezgahlarında bir el yazmasına rastlar. Grekçe el yazmasında Yuhanna İncili'nin bir tefsiri yer almaktadır. İncil'in son iki kısmı yoktur. Onun yerine üçgenlerle ayrılmış bazı açıklamalar bulunmaktadır. Bu kısımları dikkatle tetkik ettiğinde, bunun Tampliyelerin 5. büyük üstadı Bertrand de Blanchefort (1154)'den başlamak üzere, 22. büyük üstadı Jacques de Molay'a ve devamla, 23. büyük üstad Larmenius de Jerusalem (1314)'den Claude-Mathieu Radix de Chevillon (1792)'a kadar uzanan bütün Tampliye büyük üstadlarını kapsayan bir liste olduğunu anlar. Bu belgeden, Jacques de Molay'ın büyük üstadlık görevini Larmenius de Jerusalem'e vasiyet ettiği varsayılır. Bu da Tampliyelerin hiçbir zaman ortadan kalkmamış olduğunun kanıtı sayılır. Nitekim, günümüzdeki Tampliyeler aynı zamanda birer hürmasondur. ( Tampliyeler ve Hürmasonlar, Teoman Bıyıklıoğlu, Mimar Sinan, 1997, sayı 106, s. 9-19)

 

 

 



Kiliseler, kaleler ve Tapınakçıların gizli buluşma mekanları operatif localarda kayıtlı bulunan duvarcılar tarafından inşa edilmiştir. Kilise duvarının üzerine inşe edilen duvarcı ustası heykellerinin arasına şeytan heykelleri serpiştirilmiştir.

Tapınakçılar, sistemini yakından tanıdıkları mason loncalarını ele geçirmekte, kendi felsefe, inanç ve ritüellerini loncalara kabul ettirmekte fazla bir zorlukla karşılaşmadılar. Loncalarda çırak-kalfa-üstad hiyerarşisiyle yapılan sınıflandırma, zanaat koluyla ilgili sır saklama geleneği ve inşaatların sözde dinlerle olan sembolik ilişkisi şövalyelerin işini kolaylaştırmış; loncalar, kısa bir süre sonra tamamen kimlik değiştirerek mesleki olmaktan çok, karanlık fikirlerin yayıldığı, siyasi komploların planlandığı birer Tapınakçı merkezi haline gelmiştir.


Masonlar tarafından kaleme alınan temel eserlerde bu tarihsel birlikteliğin daha çok sembolik özelliklerine yer verilirken, masonluğun Tapınakçılardan miras aldığı karanlık özellikler geri planda tutulmuştur. Bir kaynakta şu bilgilere yer verilmektedir:
Le Forestier, konuyu yakından takip etmiştir ve vardığı sonuçlar, bugün için tartışma götürmez gibi görünmektedir. Tapınakçıları masonluğun atası durumuna getiren ilk belge, 1760 tarihli bir Strasbourg el yazması olup, gizli ilimlere ilgilerini hiç de gizlememektedir. Bu belge, efsanenin kökenini ortaya koymakta, yani, tarikat sırlarının Jacques de Molay'dan çağdaş masonluğa kadar aktarıldığını göstermektedir. Le Forestier'ye göre, Alman Rose-Croix'larının (Gül-Haçların) etkisi şüphesizdir; fakat "bunların, masonik geleneğe ve sırra, bir gizlilik ve özellikle bir kapalılık atfetmek suretiyle, yeni bir yorum biçimi bulmaktan başka bir amaçları olmamıştır." Buna karşın, mabetsel devamlılık, devrin ekosizmine belirli bir mantık getiriyordu: Bu devamlılık, aynı zamanda, onda eksik olan tarihi silsileyi ve o zamana kadar onda mevcut olmayan tutarlılığı getiriyordu.( Mabedin Sırrı, Tayfur Tarhan, Mimar Sinan D. yıl 1977, sayı 23 s. 21)

 

 



Gotik tarzda inşa edilmiş mason locası (üstte). Masonların ritüelleri adeta Tapınakçılardan kopya edilmiş denilecek kadar benzerdir.

Kudüs'ün Haçlılar tarafından alınmasından sonra ortaya çıkan mimari üslup incelendiğinde, Avrupa'daki ilk planlı Kilise inşaatlarının bu tarihlerden sonra başladığı ve Gotik tarzına geçildiği anlaşılmaktadır. Gotik, Tapınakçılara özgü bir mimari anlayış olarak ortaya çıkmıştır. Graham Hancock, The Sign and the Seal (İşaret ve Mühür) adlı kitabında gotik mimarinin 1134 yılında, en önemli Tapınakçı merkezlerinden biri olan, Chartres Katedrali'nin kuzey kulesinin yapım çalışmaları sırasında doğduğunu belirtmektedir. Gotik mimarinin en önemli özelliği, Tapınakçılara özgü Kabalistik simgelerin bu stile göre inşa edilmiş binalarda yoğun olarak kullanılmasıdır.


Tampliye büyük üstadı aynı zamanda mason büyük üstadı olmasıyla birlikte, operatif masonluk tarzından spekülatif masonluğa doğru da aşamalı bir geçiş başlamıştır. Operatif masonluk, aslında duvarcı ustalarının toplandığı bir meslek örgütüdür. Kiliseler, kaleler ve Tapınakçıların gizli buluşma mekanları operatif localarda kayıtlı bulunan duvarcılar tarafından inşa edilmiştir. Ancak belirli bir aşamadan sonra, semboller ve gizem, daha doğrusu Tapınakçıların sapkın öğretileri ve törenleri localara hakim olmaya başlamıştır. Bu aşamadan sonra mason locaları mesleki bir örgüt olmaktan çıkıp, Tapınakçıların gizli örgütü haline gelmeye başlamıştır. Bu yeni localar spekülatif masonluk adıyla anılmıştır. Artık bu localar duvar ustalarının değil, üst düzey yöneticilerin, soyluların ve zengin tüccarların, Tapınakçılar tarafından, kendi amaçları doğrultusunda biraraya getirildiği yerler haline gelmiştir.

 

 

 



İskoç Riti amblemi

Bunun yanında, Paris'te diğer mesleklerin birer merkezi olmasına karşın, masonların ayrı bir merkezinin olmayışı ve masonların merkez olarak Tampliyelerle aynı mekanları kullanmaları, iki kurum arasındaki yakınlığı açıklaması bakımından dikkat çekicidir. Papa'nın fermanıyla 1312 yılında feshedilen Tampliye tarikatıyla birlikte masonların serbest dolaşım hakları da kaldırılmıştır. Bu nedenle, Fransa'daki masonların Almanya'ya kaçmasıyla bu ülkedeki Gotik mimari üslubu birdenbire zirveye çıkmıştır. Fransa'dan kaçabilen Tampliye Şövalyelerinin sığındıkları operatif mason locaları da zamanla spekülatif masonik tarza dönüşmüştür.


Tampliyelerin kuralları aynı zamanda masonların da kurallarıdır. Yukarıda özetle açıklanmaya çalışıldığı gibi, iki yüzyıl birarada ve içiçe yaşayan Tampliye tarikatı ve masonluk kurumu birbirlerini belirgin ölçüde etkilemişlerdir. Hatta, masonların ritüelleri adeta Tampliyelerden kopya edilmiş denilecek kadar birbirine benzerdir. Bu itibarla, masonların kendilerini büyük ölçüde Tampliyelerle özdeşleştirdikleri ve aslında özgün gibi görünen masonik ezoterizm içinde önemli boyutlarda Tampliye mirası olduğu ortadadır.


Tapınakçılar, ele geçirdikleri locaları, yeniden yapılandırmaya ve gizli bir örgüt haline getirmeye başlamışlardır. Mason localarını kendi sapkın öğretilerine, örgütlenme yapılarına, ve sembollerine göre uyarlayan Şövalyeler, bu şeytani ve sembolik törenleri, ayinleri masonik rit olarak adlandırmışlardır. Masonluğun en eski kolu olan İskoç Riti, bu amaçla devreye sokulan mason localarının ilki olarak, 14. yüzyılın başında İskoçya'ya sığınan Tapınakçılar tarafından kurulmuş ve diğer localara örnek teşkil etmiştir.


Nitekim İskoç Ritinin en üst derecelerine verilen isimler, Tapınakçı tarikatında asırlar önce şövalyelere verilen ünvanlardır. Bu gelenek günümüzde de devam etmektedir. On sekizinci yüzyılın en önemli masonlarından Baron Karl von Hund, İskoç Riti ve Tapınak Şövalyeleri ile ilgili detaylı bir çalışma yapmış ve İskoç Ritini, Tapınakçıların "restorasyonu" olarak adlandırmıştır:



Baron Karl von Hund, İskoç Riti ve Tapınak Şövalyeleri ile ilgili detaylı bir çalışma yapmış ve İskoç Ritini, Tapınakçıların "restorasyonu" olarak adlandırmıştır.

… Dahası, masonik geleneğe göre, Tapınakçılar ve dönemin mason loncaları arasında kesinlikle bir anlaşma yapılmıştır... Daha sonra Robert Bruce onları koruması altına almış ve yedi yıl sonra onun bayrağı altında Bannockburn'da, İngiltere'de tarikatı kaldıran II. Edward'a karşı savaşmışlardır. Bu savaşın ardından, Robert Bruce'un, H.R.M (Heredom) ve R.S.Y.C.S. (Rosy Cross) Şövalyeleri adlı kraliyet tarikatlarını kurduğu söylenmiştir... Yine 1314 yılında, Robert Bruce'un, 1286'da kurulan ve adına Heredom ismi de eklenen ve tarikatın asıl merkezi olan ünlü Kilwinning locasında, Tapınakçılar ve H.R.M. Kraliyet tarikatını, kendi ordusunda savaşmış olan mason loncalarıyla birleştirdiği belirtilmiştir. İskoçya temel olarak operatif masonluğun vatanıdır. Tapınakçıların inşaat sanatındaki maharetlerine bakıldığında, iki grubun işbirliğine girmesinden daha doğal ne vardır!.... Ortaçağ duvarcılarının profesyonel loncası ile felsefi becerileri olan gizli bir grup arasındaki bereketli birliktelik...

 


Kendisi de yüksek dereceli bir mason olan Dr. Mackey, Lexicon of Freemasonry (Masonluk Sözlüğü), adlı eserinde durumu şu şekilde özetliyor:
"... Tapınak Şövalyelerinin sadece sırlara sahip olmakla kalmadıklarını, ayinler düzenlediklerini ve bunları masonlara aşıladıklarını biliyoruz..." ( Nesta Webster, Secret Societies and Subversive Movements, Boswell Publishing Co., Ltd., London, 1924, s. 85-86)


Tapınakçıların kurduğu İskoç Riti fazla bir değişime uğramadan devam etmiş, günümüz masonluğunun da temelini oluşturmuştur. Semboller, dereceler, törenler ve en önemlisi organizasyonun amacı, değişmesi mümkün olmayacak bir şekilde İskoçya'da gelenekselleşmiştir. Daha sonra bütün dünyaya yayılmasına ve birçok kollara ayrılmasına rağmen, masonluğun temel Tapınakçı felsefesi değişmemiş, ancak güncel gelişmelere uygun olarak yöntem değişiklikleri yapılmıştır:
... İskoç Ritinin mirasını üstlenen akımlar arasında en önemlisi, von Hund tarafından biçimlendirilen "Strict Observance" (Kesin İtaat) Riti oldu. En yüksek derecesinin adı "Tampliye Şövalyesi" olan Strict Observance Riti kısa süre içinde tüm Avrupa'ya yayılmayı başardı.


Bu örneklerden de anlaşılacağı üzere, şövalyeler, iki önemli silaha kavuşmuşlardır. Bir yandan, Portekiz örneğindeki gibi, kraliyet güvencesi altında geniş maddi imkanlara ulaşmış olarak serbestçe hareket ederken, bir yandan da ideolojilerinin yayılmasını ve uygulanmasını sağlayacak güçlü bir örgüt kurmuşlardır.



Masonluğun temel Tapınakçı felsefesi değişmemiş, ancak güncel gelişmelere uygun olarak yöntem değişikliği yapılmıştır.
Resimde Tapınakçı Şövalyesi "Strict Observance" Ritine bağlı bir mason görülüyor.

Buraya kadar incelediğimiz Tapınakçı felsefesini özetlersek şövalyelerin, yeni görüntüsüyle masonların, neler planladığını anlamak mümkün olacaktır: İlk ve en önemli unsur, Tapınakçıların din ahlakına olan düşmanlığıdır. Çünkü, Tapınakçı-masonik felsefe gerçek din ahlakına hiçbir şekilde uygun değildir.
Tapınakçılar, din ahlakını kendi sapkın felsefelerini dünyaya yaymakta önlerinde en önemli engel olarak görmekte ve bu nedenle kendilerince din ahlakını ortadan kaldırmak için mücadele etmektedirler. Şövalyelerin planı çok açıktır: Dünyaya, hem maddi hem de ideolojik olarak hakim olmak ve bunun önündeki engelleri ortadan kaldırmak... Ancak, Tapınakçılar da bunun kolay bir şey olmadığının, gerçekleşmesi için uzun bir zaman gerektiğinin farkındadırlar. Gerekli plan ve yöntemi, bu gerçeği göz önüne alarak belirlemişlerdir.


Oysa, Tapınakçılar da dahil olmak üzere, inkar edenlerin hileli düzenleri ve tuzakları ne olursa olsun, ne kadar sağlam görünürse görünsün bozulmaya mahkumdur. Allah bu gerçeği Kuran'da şöyle haber vermektedir:


Onlar hileli bir düzen kurdu. Biz de (onların hilesine karşı) onların farkında olmadığı bir düzen kurduk. Artık sen, onların kurdukları hileli-düzenin uğradığı sona bir bak; Biz, onları ve kavimlerini topluca yerle bir ettik. İşte, zulmetmeleri dolayısıyla enkaza dönüşmüş ıpıssız evleri. Şüphesiz bilen bir kavim için bunda bir ayet vardır. İman edenleri ve sakınanları da kurtardık. (Neml Suresi, 50-53)


Başka ayetlerde de inkarcıların hileli düzenlerine kendilerinin düşeceklerini Allah şöyle bildirmektedir:

 

Yoksa hileli-bir düzen mi kurmak istiyorlar? Fakat (asıl) 'o inkâr edenler hileli-düzene düşecek olanlardır.
Yoksa onların, Allah'ın dışında başka bir ilahları mı var? Allah, onların şirk koştuklarından yücedir. (Tur Suresi, 42-43)